Kişisel sergi/Sinan Kaplan
Bir Garip Peri Masalı
9-25 Ekim
Seyhan 100. Yıl Çırçır Kültür ve Sanat Merkezi

BİR GARİP PERİ MASALI
Sinan Kaplan’ın Bir Garip Peri Masalı başlıklı ilk kişisel sergisi; insanın kendisiyle, geçmişiyle ve içinde yaşadığı çevreyle kurduğu ilişkilere odaklanıyor. Sergide kişisel hafıza ile toplumsal hafıza birbirinden ayrılmıyor; aileden taşınan deneyimler, gündelik hayatın sıradan nesneleri, beden, aidiyet, yalnızlık ve değişme hali aynı hikâyenin farklı parçaları olarak karşımıza çıkıyor.
Kaplan’ın üretiminde seramik yalnızca bir malzeme değil. Çamurun kırılganlığı, direnci, ateşle geçirdiği dönüşüm ve her aşamada değişmeye açık olması, sanatçının ele aldığı insanlık halleriyle doğrudan ilişki kuruyor. İnsan da tıpkı malzeme gibi çevresinden etkileniyor, biçim değiştiriyor, kimi zaman kırılıyor, kimi zaman yeniden kuruluyor. Bu nedenle sergide gördüğümüz bedenler ve nesneler yalnızca kendilerini temsil etmiyor; bir hafızayı, bir baskıyı, bir ilişkiyi ya da geçmişten bugüne taşınan bir izi de beraberlerinde getiriyor.
Serginin adını taşıyan Bir Garip Peri Masalı yerleştirmesi bu yaklaşımın en kişisel örneklerinden biri. Sanatçı, Anadolu’nun kırsal bölgelerinde kadınların gündelik hayatında yaygın olarak kullanılan renkli plastik ayakkabılardan yola çıkıyor. Kendi ailesinin ve yakın çevresinin küçük bir yerleşimden büyük şehre taşınmasının ardından yaşadığı değişimleri gözlemleyen Kaplan, özellikle kadınların yeni yaşam biçimine uyum sağlama sürecine bakıyor. Kent burada yalnızca yeni bir yaşam alanı değil; beraberinde yeni davranışlar, yeni görünüşler ve yeni kabuller getiren güçlü bir dönüşüm alanı.
Bir zamanlar gündelik hayatın doğal bir parçası olan renkli plastik ayakkabıların zamanla dolaba kaldırılması, bu değişimin küçük ama güçlü bir simgesine dönüşüyor. Sanatçı, seramikten çoğalttığı farklı renklerdeki ayakkabıları dairesel bir düzen içinde bir araya getirirken merkeze diğerlerinden hatasız, hasarsız yeni bir ayakkabı yerleştiriyor. Bu ayakkabı, başka bir hayata geçiş fikrini taşıyor. Ancak burada mutlu sondan çok, o sona ulaşabilmek için değişmek zorunda kalma hali önem kazanıyor. Kentli ya da “modern” olmanın çoğu zaman önce dış görünüş üzerinden tarif edilmesi; kabul görmek, uyum sağlamak ve ait olabilmek için insanın kendisinden neleri geride bıraktığı sorusunu beraberinde getiriyor.
Bu soru serginin diğer işlerinde farklı biçimlerde devam ediyor. Benim-Sen-miş, Yalnızlık, Tek Bedende Kaç Kişiyiz, Kendi-mize Düğüm, Aralık ve Sessiz Merkez gibi işler insanın kendi içinde kurduğu sınırları ve çatışmaları ele alıyor. Bazen yalnızlık korunmak için oluşturulan bir alan, bazen insanın kendi elleriyle attığı bir düğüm, bazen de iki kişi arasında kalan görünmez bir mesafe olarak ortaya çıkıyor. Sanatçının figürleri çoğu zaman yalnız görünse de aslında geçmişleriyle, çevreleriyle ve başka insanlarla sürekli ilişki halindeler.
Devreden, Kül, Sonrası ve Palyatif Sıkışmışlık ise insanın kendisinden önce başlayan hikâyelerle ilişkisini başka bir yerden kuruyor. Bazı yükler seçilmiyor; aileden, toplumdan ya da geçmişten devralınıyor. Bazı yaralar tamamen kaybolmuyor, yalnızca başka bir biçime dönüşüyor. Yıkımın ardından kalan parçalar ise yalnızca bitişi değil, yeniden kurulma ihtimalini de taşıyor. Kaplan’ın işlerinde kırılma ile devam etme, kayıp ile dönüşüm çoğu zaman aynı anda var oluyor.
Sergideki İn-organik yerleştirmesi bu kişisel alanı üretim ve emek üzerinden daha geniş bir çerçeveye taşıyor. Kirmen, iğ ve teşi gibi geleneksel üretim araçlarıyla sentetik ipin bir araya gelişi; el emeğine dayalı, zamana yayılan üretim biçimleri ile hızlı ve standartlaşmış endüstriyel üretim arasındaki farkı görünür kılıyor. Burada da mesele yalnızca eski ile yeninin karşılaştırılması değil. İnsan eli, hata, zaman ve hafızanın üretim sürecinden ne ölçüde uzaklaştığı sorusu serginin genelindeki aidiyet ve dönüşüm meselesine bağlanıyor.
Bir Garip Peri Masalı bütününde bakıldığında, büyük cevaplardan çok insanın hayatında bıraktığı küçük izlerle ilgileniyor. Bir ayakkabı, bir ip, bir düğüm, iki beden arasındaki boşluk ya da kırılmış bir form; kişisel görünen bir deneyimi daha geniş bir hafızanın parçasına dönüştürüyor. Sinan Kaplan, izleyiciye tamamlanmış bir hikâye anlatmak yerine kendi deneyimiyle ilişki kurabileceği alanlar bırakıyor.
Belki de serginin “garip” peri masalı tam burada başlıyor: Değişmenin her zaman kurtuluş anlamına gelmediği, geçmişten tamamen kopmanın mümkün olmadığı ve insanın çoğu zaman kendisini yeniden kurarken geride bıraktığını sandığı şeyleri de yanında taşımaya devam ettiği yerde.





